13 Haziran 2007 Çarşamba

VİZE MİZE

Bir sene önce 1. dereceden memur olan anne veya babanız aracılığıyla sahip olduğunuz yeşil pasaport sayesinde elinizi kolunuzu sallayarak girdiğiniz bir çok ülkeye bir sene sonra artık Türkiye’nin en büyük şirketlerinden birinde iyi bir pozisyonda çalışıyor ve anne ve babanızın maaşları toplamının 3 katı kadar maaş alıyor olsanız bile girememek, girmek için vize denilen bir naneye ihtiyaç duymanız ve bunu alabilmek için adamlara bağırsaklarınıza kadar herşeyinizi göstermeniz ve yalvarmanız gerekmesi ne kadar acıklı bir durumdur.
Ayrıca dandik bi otelden dandik bir rezervasyon yaptırdığınız zaman size hiçbir şey sormayan bu vize insancıklarının, gideceğiniz ülkedeki Türk konsolosluğundan kapı gibi davet mektubunuz olmasına rağmen, sizi davet eden kişinin bilmem kaç aylık maaş bordrosu, oturma izni, evlilik cüzdanına kadar bin tane bezdirici belge istemesi de ayrıca absürd bir durumdur.
Tabi tüm bunlar devletlerdeki kuralları karşılıklı uygulama bürokrosisi gereğidir. Eğer onların zavallı vatandaşları Türkiye'ye gelip uçaktan indikten sonra 15 dakika kadar sırada bekleyerek ve 100 Euro vererek vize almak zorundalarsa, onlar da türk vatandaşlarından vize istemek ve bu vizeyi bir ton para karşılığında ve bin türlü çileli testten geçirerek vermek hakkına sahiptir.
Ne de olsa Türkiye Avrupa Birliği üyesi değildir ve her türlü 2. sınıf muameleye müstehaktır!

7 Haziran 2007 Perşembe

BİLGİSAYAR MÜHENDİSİ NECİDİR?

Aslında eminim bu soruyu bu bölümde okumuş ve şu anda bu işi yapmakta olan insanlar bile düzgün bir şekilde cevaplayamayacaklardır. Yurtdışındaki üniversitelerde bizdeki bilgisayar mühendisliklerine karşılık gelen bölümlerin adı genelde computer science (bilgisayar bilimi) şeklindedir. İşin içine mühendislik kavramı girince konu biraz daha karmaşıklaşıyor tabiki. İnsanların aklına bilgisayarcılar gerçekten mühendislik yapar mı ya da bilgisayar mühendisi nedir gibi sorular gelebilir. Aslında bilgisayar mühendisi ne iş olsa yaparımcıdır. İş hayatında networkçüdür, DBA’dir, programcıdır, analisttir, testçidir, pc destek elemanıdır, OS admindir.
Hatta küçük, fazla kurumsal olmayan bir şirkette çalışıyorsa bunların hepsini aynı anda bile olabilir.
Günlük hayatta ise
- Bilgisayar tamircisidir. (Abicim printer’in kartuşu bitmiş bi bakıversene)
- Her türlü bilgisayar programından anlayandır. (hocam ben mp3 çalmak için xyz player kullanıyorum ama şarkıları istediğim sırada çalmıyo napıcam.)
- İş yerinde Windows’la hiç işi olmasa bile windows kurandır. (Sende windows XP key’i vardır bi kuruversene)
- Hacker’dır (Ya bizim okulda bi kız var onun mail adresine girmek istiyorum bi yardım etsene…)
- Her türlü bilgisayar alet edavatından anlayandır. (Bilmemkim yeni bir web cam çıkarmış şöyle yapıyomuş böyle yapıyomuş gördün mü?)
- Bütün son teknolojileri piyasadaki tüm bilgisayar modellerini ve özelliklerini bilmek zorundadır. (Ben yeni PC alıcam, şu anakartı mı alsam bu anakartı mı alsam? Senin bildiğin ucuz yerler vardır yardımcı olsana…)
- Her türlü bilgisayar korsanıdır. (Bana şu filmi buluversene. Mp3 indirsene.)
- Ve bu sorulardan herhangi birine olumlu yanıt verememesi durumunda “sen nasıl bilgisayarcısın size okulda hiçbişey öğretmiyolar mı?” cümlesiyle karşılaşacak olan insandır.

Bu diyalogların ötesinde bir de “aaa ne güzel bi işin var. Ben de çok seviyorum bilgisayarları ben de bilgisayar müh. olmak isterdim/olacağım” şeklinde yaklaşanlar vardır. Bir bilgisayar mühendisinin bu sözleri söyleyen kişilere yapabileceği en büyük iyiliklerden bir tanesi de bu insanlara bilgisayar dünyasının sadece oyun, internet, msn’de chat şeklinde olmadığı farklı bir düşünce yapısı ve bir takım teknik özellikler gerektirmesinin yanında, saatlerce masa başından kalkmadan kod yazma ve bu aradada karpal tünel olmuş bilekler, şaşı ile 10 numara arasında gidip gelen kızarmış gözler, kireçlenmiş bir boyun, sırt bölgesinde bir adet kambur oluşumu ve de en önemlisi ilerleyen yaşlarda süngerleşmiş bir beyin sahibi olma gibi fiziksel yan etkilerinden de bahsetmesi olacaktır.

1 Haziran 2007 Cuma


Gazetedeki bir haberi okuyunca bu konuda yazmak aklıma geldi. Aslında haberi değil de haberin altındaki yorumu demek daha doğru olur. Haber Borneo adasında anneleri avcılar tarafından vurulan yavru orangutanları alıp, büyütüp vahşi hayatta yaşayabilecek alışkanlıkları kazandırdıktan sonra tekrar vahşi hayata döndüren bir dernekten bahsediyor. Altına çok duyarlı bir arkadaşdan gelen yorum ise aynen şöyle “dünyada onca aç insan varken allah akıl fikir versin bunlara”. Bu bakış açısı bence o bahsedilen aç insanların o halde olmasına neden olan düşüncenin ta kendisidir. Doğaya, hayvanlara, insanlara yardım eden kişi birincisi kendi vicdanı rahat olduğu için, ikincisi de kendisinin yardım etmek için yetişemediği başka canlılara da yardım eden birilerinin olduğunu gördüğü için mutlu olacak ve bu konuyu destekleyecektir. Fakat bu sözü söyleyen akıl fikir sahibi kişimiz (dikkat ediniz yardım edenler akıl fikir sahibi değiller çünkü…) o kadar meşguldür, yapacak o kadar çok şeyi vardır ki aç insanlara yardım edecek vakti ve imkanı olmamaktadır. Fakat bir yandan da bu aç insanlar için üzülmektedir ve hayvanlara yardım edenlere neden öncelikle insanlara yardım etmedikleri için sinirlenmektedir. Bir kişiyi neden ona yardım etmedin de buna yardım ettin diye yargılamak ancak hiç kimseye yardım etmeyen insanların yapabileceği bişeydir. Yargılamak anlamamanın kardeşidir…