Rotterdam, Hollanda’nın 2. büyük şehri ve Avrupa’nın en büyük limanı olma özelliğine sahip, kaldığımız yer itibariyle bizim de en çok gezebildiğimiz şehirdi. Kanalları, bisikletleri ve parkları dışında Hollanda’daki diğer şehirlerden hiçbirine benzemiyor. Bunun en büyük nedeni 2. dünya savaşı sırasında teslim olmuş olmalarına rağmen, Alman’ların, postane binası dışında bu şehri yerle bir etmeleri ve savaş sonrasında hırs yapan Hollanda’lıların şehri sıfırdan ve tamamen yeni bir mimari anlayışla yeniden kurmalarıymış.
Hollanda’nın tamamında görülen ve ülkenin özelliği olan o 2 katlı eski tipteki evlerden bu şehirde pek bulunmadığı için bu şehrin ruhsuz olduğunu söyleyebiliriz fakat bir yandan da tüm Hollanda da görebileceğiniz en ilginç mimari yapılar bu şehirde bulunuyor. Hatta bizim gördüğümüz binalardan bazıları fizik kurallarına ters görüntüleriyle bize oldukça ilginç gelmişti. Özellikle her türlü turistik kitapta görebileceğiniz küp evler bu mimarinin sınırlarını zorlayan bir dizayna sahipler. Hangi duvar aşağıya hangisi yukarıya bakıyor ya da bu evlerin içerisine uygun eşyalardan nerden bulunur o daracık merdivenlerden nasıl çıkarılır insan merak etmeden duramıyor. Ben ilk gördüğümde bunların sadece sergi amaçlı yapıldıklarını düşünmüştüm ama içerisinde insanların yaşadığını öğrenince oldukça şaşırdım. Yine de bu evlerden bir tanesini turistlere açmışlar ve 2 € ödeyerek bu evi gezebiliyorsunuz.
Rotterdam’daki gezilebilecek diğer yerlerden bir tanesi de ünlü düşünür Erasmus’un ismini taşıyan Erasmus köprüsü. Tek taraftan asma şeklinde olan bu köprü gündüz beyazlığı ile gece de ilginç ışıklandırması ile insanı etkiliyor ve görünce bu köprüye neden kuğu dediklerini anlayabiliyorsunuz. 1996 yılında yapılan bu köprü, üstünden arabalar ve tramvay geçtiği için, daha sonra bakıma alınarak güçlendirilmiş.
Hollanda’yı genel olarak anlattığım yazıda da belirttiğim gibi Hollanda dümdüz bir ülke olduğu için herhangi bir manzara görebilmeniz için yüksek bir yere çıkmanız gerekiyor. Rotterdam’da bu ihtiyacı karşılamak için (atıyor da olabilirim. Başka bir amacı da olabilir tabi :) ) yapılmış bir yer olan Euromast da görülmesi gereken yerlerden bir tanesi. Bu kule ilk yapıldığında Hollanda’nın en yüksek kulesiymiş. Daha sonraki yıllarda bu ünvanı başka bir yapıya kaptırınca kendisine 85 metrelik bir ek yapılarak bu ünvanı yeniden kazanması sağlanmış. Bu kuleye çıkınca Rotterdam’ın her yeri kuşbakışı görülebiliyor. Özellikle de liman kısmına doğru bakınca Rotterdam limanının neden Avrupa’nın en büyük limanı olduğu anlaşılıyor. Tatilimizin daha sonraki bölümlerinde Rotterdam limanına doğru bir gezi yapma imkanımız oldu ve 1.5 saatlik araba yolculuğundan sonra hala liman’ın sonuna gelememiş olduğumuzu görünce Rotterdam limanının bu ünvanı bileğinin hakkıyla aldığına ikna olduk.
Rotterdam Hollanda’nın diğer şehirlerine göre pek fazla turistik bir şehir sayılmasa da, düzenliliği, geniş sokakları ve caddeleri, yeşil parkları ve mimari açıdan oldukça ilginç binaları sayesinde gezilmeyi hakediyor. Yalnız bu şehirde saat 5’te dükkanların çoğunun kapandığını ve akşam 8-9’dan sonra yemek yenebilecek yerlerin sayısının çok çok azaldığını ve planınızı buna göre yapmanız gerektiğini hatırlatmalıyım.
Hollanda’nın tamamında görülen ve ülkenin özelliği olan o 2 katlı eski tipteki evlerden bu şehirde pek bulunmadığı için bu şehrin ruhsuz olduğunu söyleyebiliriz fakat bir yandan da tüm Hollanda da görebileceğiniz en ilginç mimari yapılar bu şehirde bulunuyor. Hatta bizim gördüğümüz binalardan bazıları fizik kurallarına ters görüntüleriyle bize oldukça ilginç gelmişti. Özellikle her türlü turistik kitapta görebileceğiniz küp evler bu mimarinin sınırlarını zorlayan bir dizayna sahipler. Hangi duvar aşağıya hangisi yukarıya bakıyor ya da bu evlerin içerisine uygun eşyalardan nerden bulunur o daracık merdivenlerden nasıl çıkarılır insan merak etmeden duramıyor. Ben ilk gördüğümde bunların sadece sergi amaçlı yapıldıklarını düşünmüştüm ama içerisinde insanların yaşadığını öğrenince oldukça şaşırdım. Yine de bu evlerden bir tanesini turistlere açmışlar ve 2 € ödeyerek bu evi gezebiliyorsunuz.
Rotterdam’daki gezilebilecek diğer yerlerden bir tanesi de ünlü düşünür Erasmus’un ismini taşıyan Erasmus köprüsü. Tek taraftan asma şeklinde olan bu köprü gündüz beyazlığı ile gece de ilginç ışıklandırması ile insanı etkiliyor ve görünce bu köprüye neden kuğu dediklerini anlayabiliyorsunuz. 1996 yılında yapılan bu köprü, üstünden arabalar ve tramvay geçtiği için, daha sonra bakıma alınarak güçlendirilmiş.
Hollanda’yı genel olarak anlattığım yazıda da belirttiğim gibi Hollanda dümdüz bir ülke olduğu için herhangi bir manzara görebilmeniz için yüksek bir yere çıkmanız gerekiyor. Rotterdam’da bu ihtiyacı karşılamak için (atıyor da olabilirim. Başka bir amacı da olabilir tabi :) ) yapılmış bir yer olan Euromast da görülmesi gereken yerlerden bir tanesi. Bu kule ilk yapıldığında Hollanda’nın en yüksek kulesiymiş. Daha sonraki yıllarda bu ünvanı başka bir yapıya kaptırınca kendisine 85 metrelik bir ek yapılarak bu ünvanı yeniden kazanması sağlanmış. Bu kuleye çıkınca Rotterdam’ın her yeri kuşbakışı görülebiliyor. Özellikle de liman kısmına doğru bakınca Rotterdam limanının neden Avrupa’nın en büyük limanı olduğu anlaşılıyor. Tatilimizin daha sonraki bölümlerinde Rotterdam limanına doğru bir gezi yapma imkanımız oldu ve 1.5 saatlik araba yolculuğundan sonra hala liman’ın sonuna gelememiş olduğumuzu görünce Rotterdam limanının bu ünvanı bileğinin hakkıyla aldığına ikna olduk.
Rotterdam Hollanda’nın diğer şehirlerine göre pek fazla turistik bir şehir sayılmasa da, düzenliliği, geniş sokakları ve caddeleri, yeşil parkları ve mimari açıdan oldukça ilginç binaları sayesinde gezilmeyi hakediyor. Yalnız bu şehirde saat 5’te dükkanların çoğunun kapandığını ve akşam 8-9’dan sonra yemek yenebilecek yerlerin sayısının çok çok azaldığını ve planınızı buna göre yapmanız gerektiğini hatırlatmalıyım.
Bisikletlerimiz...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder